Sabrettiğinde mi Kırıldığında mı değişim?

16584828_676615859183835_8890858482002034688_n
Düz ova buldu insanlık, ağacını sevdi gölgesini sevdi kendini sevdi keyfetmeyi sevdi üremeyi sevdi rahaaaatça yayılıp başkalarını izleyip ‘bol kepçeden’ lak lak edip karışmayı buyurmayı sevdi! bilgiçliği sevdi, sevdi de sevdi…
Sabrı sürdürmesi oldu, sabrının eseri oldu….
ama orayı oradaki ‘sabit-leşen- kısır’ şeyi değiştirmediğinde tükenmeye – tüketmeye başladı!
Sabrettiğinde süren üretim gelişim çokluk çoğalmak aksine döndü, yokolmak yoketmek oldu! kah hastalıklı uzun acılı kah kısa ani vahşi!
…………..
Savaşı acıyı sever mi insan?
Rahatı bırakıp yanmayı ister mi insan?
Akıp giden belirli bir düzende güven varken bilinmezi kargaşayı kaosu ister mi insan?
Keyif varken ezayı ister mi insan?

……………………
ancak yaşamak yaşamak olmaktan çıkar! ‘rutinde canı sıkılan uyanıkların’ tepişmesinde!
Kimi kovalanır da kaçar, kimi canı yanar da kaçar, kimi korkar da kaçar, kimi yüreğinin ateşinde yeni yurt arar da kaçar…
Kimi boyun büker, eski kırık dökükü onarmaya razı gelir…

kimi çaresizliğin ezici gölgesinde ağlar sızlar da sızarca yaşar…
kimi yeni şeyler arar bulur bulmaz yapar kırar yeniden yapar yada yeni birşeyler yapar…
kimi yapacak yeni şeyler uydurur da yapar…
Kimine yangın bir avuç ateş gelir! kimine koymaz yangın, kara olmadı sulara uzar….
kimileri çile çile iç karartan dünyalar zamanlar kuşaklar boyu! içi çıldırmaklarda dışı susmaklarda geçer! delirmekler seans değil çığ!
Kırılmalar kırıklar can acıları ruhun parçalanması sabrın çaresizce hiçliği……!
Kıyamet gibi kırılmalar kırmalar!….
çokça daha gerilere iten düşen atan kaybolan yokolan!?!….
………….
her seferinde daha iyi daha güçlü kalkışlar gelse de akabinde,
olağanın sabırla sürenin güveni güzelliğinin devamında küçük yenilenmeklerle ne olur?olur mu? cevapsız!
Yeni yenilik değişim değiştirmekler kaçışlar yeniler…..
her yeni eskiyinceye sürer gider böylece…
………………
her yeni ilaç gibi hastaya, iyileşip ayağa kalkar güler oynar yer içer kırar kırılır ‘eğlence gır’… hastalanınca yeniden! yeni daha iyi ilaçlar…. bazen basit çiziktir, gecikirse önlem kangren bile çıkabilir…
bazen büyük bilinmez yeni bir şey, sebep başka birşey?
……………
hayat hep sorunlu hep karmaşa hep yeni şeyler değişimler…
bebek halleri, çocukluk koşturmacaları, ergen zirzoplukları, gençlik taşkınlıklar heyecanlar aşk gibi karmaşık güç ‘gösterisi’ coşkun!, yetişkin sıkıcı rutinleri evlilik iş gibi, yetişkinde bile aile bir büyük kaos heyecan, ihtiyarlık çekilmezlikleri…
hepsi kendi gibi, hepsi yeni, tecrübe yok! yaşadıkça yaşanacak!

………………….
her şey olabilir, karşılaşıldıkça uygun çözümü aranacak, yaşadıkça keşfedilecek, belki biraz ön bilgi, biraz yol aydınlığı olacak, ancak herkes kendi hayatını kendi yaşayacak..
………….
her kırılma bir yenilik, her yenilik yeni bir keşfediş, her keşif anlama kabul red arasında süreç, her yenilik kayıplar, sarsılmalar, hiçlikler, ‘fırsatlar’!
………..
telafisi mümkün ve olmayan nice şeyler…
teşekkürü borç kılan haller….
………
acı keder fırtına olur geçer!  hazan hüzün sel olur kalır!  gülüş gülebilmek herkesin hakkı!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!…………
Gülümsemeyi unutan yüreğe sevgiler  🙂

Reklamlar

Çeşitlilik_Çokluk ile Azlık_Güdüklük Arasında

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Az yoldan çıkardı, çok bozdu, denge ortalama optimum yaşayabilmek gerekli ihtiyaç hatta zorunlu ve kendini dayatacak…

rengarenk çeşit çeşit irili ufaklı uzun kısa sık seyrek bodur yüksek zararlı yararlı zehirli sağlıklı tehlikeli cana can katan duran koşan yürüyen yüzen uçan düşen yüksek engin zarif kaba ince kalın bataklıkta gezen temiz kirli ferah sıkıcı korkutucu neşeli komik ısıran sokan eksilten arttıran az çok kolay zor dokunan hissettirmeyen gözüne gözüne giren çarpan giren gelen giden başlayan biten azalan çoğalan değişen bozulan adeta görünmez basitçe tutulmaz yakın uzak hayal gerçek ……,

dünya dünyamız, keşfinde bebek adımlarında olduğumuz uzay, evren…

otun çiçeğin kuşun böceğin kurtçuğun kanatlının yaprağın ağacın kuşun sürüngenin karada havada suda küçük büyük ehlileşmiş veya vahşi, yiyeceğin içeceğin eşyalığın araçlığın günlüğün ömürlüğün çoğaldığı çeşitlendiği değiştiği yoklaştığı yenilerin türediği dünyada yaşamak…

çeşitliliğin özellikle yeşilden yana çeşitliliğin, denizlerle adeta yarıştığı zamanların çokluğundaki mutlu coşkulu doğa, insanın keşiften öte hız tutkusuna yenildiği zamanlarda…

eski kaynaklarda Asya’da başlandığı düşünülen insanlık tarihi, yakın tarih bulgularla Afrika’da başladığı, göç yollarını ordan yaptığı düşünülüyor…

Asya uzun zamanlar boyu insanların çoğaldığı geliştiği topraklar iken,

yaklaşık 13000 yıl öncesinde kadın erkek atalarımız, yolculuk macera severler, keşfetmenin her dem tutku olduğu kadar, bulunanın iyi güzel verimli olduğuna kanaat ettiklerinde yerleşmeyi de sever olduklarının ispatı büyük göç dalgası, Asya’dan muhtemelen Sibirya üzerinden yine muhtemelen yaz mevsiminde ve buzulların eridiği zamanlarda Bering boğazından Amerika’ya göç etmişler…

belki Asya’nın büyük bozkırlarına ‘yapışık’ kıtlık olduğundan, belki de belli belirsiz kendini hissettiren keşif duygusu hareketin önceli…

yeni yurt yeni umutlar yeni yere uyumla yenilenen değişen insanlar…

yeni yurduna yerleşen insanlar, atalar, diğer kıtalardan, topluluklardan ayrı olması, kargaşasından uzakta olmanın verdiği rahatlıkla daha zenginleşmişler….

yeni yurdun otları ağaçları hayvanları toprağı madenleri havası suyu iklimi….

taaakiii, büyük gemilerin, denizaşırı yolların, eski kıtanın emperyal sömürü hırsızlığıyle hazırcılığı bedavacılığı talan ekonomisine kadar! nispeten özgür rahat oldukları muhtemel… verimli yaşayış üretim bilgi bilim doğayla barışıklığın olması da muhtemel…

‘sürekli talan ekonomisi’ altında ezilen yok edilen dağıtılan toplumsal yaşayışta, üretim paylaşım aktarım sisteminde bozukluk ‘doğal sonuç’!

kıtlığın yer değiştirmesi!

yerli yada yerlileşip medeniyeti yaratanların topraklarının ‘küçülmesi’, zamanının ilerisi bilimsel düşüncenin zeminini kaybetmesi!

kısıtlı alana adeta hapislik!…..

yaşamın var yok ikileminde sürdürülmesi ilkelliğine ‘indirgenen’ insanların, ‘yok’ veya az’larla güdük kıt düşünmeklere sıkışmakla, geriliğin her türlü ilerleyişi!?!…

ekonomik veya mekanik veya teknolojik ileride olması sebepli, modern olan insanların çokça kibar nazik görünen, hilesinin reddinde ortaya çıkan vahşiliğinin kabalığının hâlâ aynı yolu izlemesi düşündürücü….

‘bilgi baskı altında gelişir savsaklayan zevzek zihinli zihniyet’ faşizm övücüleri kendine alsın onu!!!!!!!!!!!!….

insanlık kendi zemininde üretken sevgili bilimsel eğitici güzel yaşanabilir sürdürülebilir…

Amerika kıtası verimli topraklar olduğu için ordan göç etmeyi düşünmemiş atalar…

ataların bildiğini bugünkü insanın da biliyor olması tesadüf mü?

tükene tükete azalmış, hatta yokolmaya yüz tutumuş yeşil biyo çeşitlilik ve kaynakların kendini yeniden üretebilmesi için, toprağın nadasa bırakıldığı gibi denizler okyanuslar da nadasa bırakılmalı yıllarca!..

balık ve yediğimiz diğer deniz canlılarının hepsi insana ait değil, diğer canlıların da hakkı var!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!………

az ye az tüket az üre…

ekosistem süremez ise yokoluş kesin sonuç!!!!!!!!!…..

okyanuslara ormanlara balıklara sevgiler…….. 🙂

İz Bırakmak…

nasılsın? napıyorsun? diye sorulduğunda, ‘ne yapalım, yaşayıp gidiyoruz’ işte diyen orta halli ve azbuçuk kültürlü, sıradan ve olağan yaşam süreçlerini izleyen sevinçler ve sıkıntılarla uğraş halinde yaşamayı özlediğimiz şu zamanlardan! baktığımızda daha da belirginleşen bir şey var;

şeylerde, dünyada, yaptıklarında, canlılarda, taşta, toprakta, çölde, suda, böcekte, kuşta, ağaçta, otta, balıkta, sazda, gökte, yerde, yıldızlarda, hatta varlığında, benzerinde, benzemezinde, ez cümle herşeyde her yerde hep anlam arayan, bulan, uyduran, yok ise yaratan, yarattığında kusur bulan, yıkan, yeni bir şeyler yapan, yeniden yapan, yarattığı ile kavgası olan, tek canlı insan!

bilinen en ileri bilgiler, bulgular, araştırmalar, kurallar, görüşler, kanunlar, yorumlar, değerlendirmeler, yenilemeler, yenilenenler, ilerlemeye devam edenler, ilerlemeye devamı sağlayanlar ışığında; insan ellerini kullandığından bu yana farklı bir canlı, insan hafıza ile de diğer canlılardan farklı, ve gittikçe büyüyen ve gelişen bir fark…

hafızamızla ilgili organ beyin merkez iken, ellerin ayakların da hafızası var, belki diğer organların da, hatta hücrelerin de, ve hatta kuşaktan kuşağa aktarımın sağlandığı dna larda, genlerde bile hafıza var…

teknolojik keşiflerin ilerlemelerin yeniliklerin adeta “uçuşa geçtiği” günümüze varıncaya kadar, bilinen yanıyla hafıza, şüphesiz varlığımızla birlikte kimliğimiz oldu, sonrasında en fazla diğer uzuvlarımız gibi bir uzuv olarak bilindi… bugünlerde oldukça ilerleyen hali belki iyi belki korkutucu, hem iyi hem tehlike sezilen-öngörülen, bilinmezliğiyle, ezcümle insanların bilgisinin adeta saklandığı taşındiğı türünden olmayan, dünyalı fakat karmaşık yeni araçlar sistemler var, yeni izler…

hafızayı fark etmek yavaş yavaş oldu, karınca adımlarıyla adeta, gittikçe hızlanan büyüyen gelişen adımlar ve anlamlı sıçramalarla sürüyor da…

insanlar ne zamanki isyan etti korkularında, acılarında, çaresizliklerinde ağladı, delice yada mantıklı uyumlu  yada uyumsuz yenilikler yeni şeyler yeni yurtlar edinmeye başladığında aklını kullandığının izlerini gördü, yaptığı yeni bir ok ile, ateşi sabitlediğinde, tekerlekten saban yaptığında, ‘kocakarı otlarından’ ilaç yaptığında ve iyi geldiğini gördüğünde bilmem kaçıncı kezde…

mağara duvarlarına çizdiği resimlerde, akşam ateş etrafındaki buluşma sohbetlerinde, sevinçlerini dile getirdikleri ritmik seslerde, kabileye hikayelerde, saklanmasını istedikleri önemli yaşamsal okta otta baltada, uyku sözlerinde, deriden giysilerde, otlardan giysi yaptığında, işaretlediği ağaçlardan otlardan yediğinde, topladığı  patatesi yeniden ekip yineleyebildiğinde, eti pişirdiğinde, gençlere av yerini yada pişirmeyi öğrettiğinde, ve her hareket eyleme dönüştükçe, görünür oldukça sonuçları farklarıyle, tekrarlarıyle, olağan olabilirliğiyle, yapılabilirliğiyle, akıcılığıyle, kolaylığıyle.. hafızalaştı, kanunlaştı…

mağaradan eve, ot-yapraktan ekim biçime tohum saklayıp yenilemeye, taştan baltaya, deriden dokuma tezgahına, rastgelelikten verimli korunaklı yerlere, kabileden köye, geçtiğinde yaşam kalitesi arttı, yaşam ömrü uzadı…

bilgi değerli oldu, bilgeler türedi, en çok bilgi toplayanlar saklayanlar aktaranlar değerli oldu… eğitim gözle görünür oldu…

öğretimi cinsine uygun sürse de çokça, iz bırakan eserlerin yapımı yazımı inşaası ile izler de büyüdü…

çitanın hızına, kartalın gözüne, doğanın hızına, yunusun kanatlarına özendi, süslü kuşların tüyünü, güzel hayvanların derilerini çaldı! yılanın yenilenen giyiminden ilham aldı, ağaçların-kaplumbağanın ömrüne özendi, yıldızların ayın aydınlığı yalnızca yol bulmanın değil, şiirlerin, hormonların, güzelliğin, aydınlık şehirlerin de ilhamı oldu… hâlâ, yerde gökte okyanusta kuşta çiçekte ağaçta böcekte.. kısaca doğa esin olmayı sürdürür…

bu güzel dünya, kısacık ta sürse, en güzeli hâli ile gençliği ateş halinde verdi, orta yaşlarda korlarıyle süren, ihtiyarlık gençliğin ve orta yaşın ateşinde demlendi, ısındı, korundu, çocuklar gençlik ateşinin veya korlarının sürdüğü orta yaşların hediyesi oldu, neşe oldu keder oldu, ama hep biraz daha fazla sürse oldu…

kısacık ömrün ateşi ay ışığında, yıldızların altında, nehir kıyılarında, dağ esintilerinde, yemiş dolu dallarda, dolu sofralarda, boş sofralarda, yanan dudaklarda sönmeyince, kaşif veya mucit olundu, devasa yapıların yapıcısı olundu, savaşçı olundu!

yaşadığımızın izleri anıtlar, yol araçlarlar, bulundu, yapıldı…

piramitler, ilaçlar, ekim biçimler, fabrikalar, arabalar, uçaklar, gemiler, füzeler, konfor araçları, ısınma aydınlanma sistemleri, gökdelenler, giysiler, taşkın yoketmekler araçları vs, hastalık bulucu tahliller araçlar kimyasallar x-raylar tedaviler, şehirler… sanat eserleri, kitaplar, bilgisayarlar, lanet para vs…

yaşadığına dair iz bırakan tek canlı; insan, insan türü, insanlık!

söğüt ağacı kadar narin, gerektiğince ekildiğinde bataklığı bile kurutacak kadar güçlü! gölgesi narinliğiyle ile şair eden,

dünyamız verendi, kaynağımızdı, zordu ama güzeldi yaşantımıza esin oldu…

şimdi vermek insanın insanların insanlığın elinde ise güzellik yapmak sırası insanda!

insan güzel izler bırakmalı, tıpkı dünya gibi güzel olmalı…

ki yaşamak güzel olsun… bıraktığımız izler yalnızca iz olmasın, iyi, anlamlı olsun…

bir ana baba on evlada bakmış, amma on (10) evlat ana babaya bakamamış ayıptır çirkindir yakışmaz biliriz!.,
her kişi kendine istediğini diğerine de istediğinde insanlık anlamını bulur… ‘kendinden bildikleriyle’ değil!!!!!!!!……

aç açıkta mutsuz olmakta güzellik bulunmaz! istisna genel kural olmaz, yansıtmaz!  her yer aynı şeyli-özellik-varsılda değil gibi, her insan aynı yetenekte zekada yapabilirlikte güçte değil, hatta her zaman aynı yetenek zeka güç yapabilirlikte değil!  eksiği kapatmak, beraberliklerin olağan uyumlu olabilirliğince, beraber yada birlikle yapmak düşünmek sorunları hâl eylemek, üretmek, sürdürülebilir olanı seçmek,… insanın insana borcu onuru şerefi yaşamı bugünü yarını…

dünyaya sevgiler…      🙂

20583004_225484681310705_4041865848204296192_n